seni imrendirmesinSo (let) nothoşuna giderimpress youonların mallarıtheir wealthne deand notevladlarıtheir childrenşüphesizOnlyistiyorAllah intendsAllahAllah intendsonlara azabetmeyito punish thembunlarlawith ithayatındainhayatthe lifedünya(of) the worldve çıkmasınıand should departcanlarınıntheir soulsve onlarwhile theykafir olarak(are) disbelievers
🇹🇷 9:55 Onların malları da, evlatları da sakın seni imrendirmesin. Bu olsa olsa, Allah'ın onları dünya hayatında bu gibi şeylerle azaba uğratmasından ve canlarının kâfir olarak çıkmasını murat etmiş olmasından başka birşey değildir.
ve yemin ediyorlarAnd they swearAllah'aby Allahmuhakkak onlarindeed, theysizden olduklarınasurely (are) of youoysa değillerwhile notonlartheysizden(are) of youfakat onlarbut theybir topluluktur(are) a peoplekorkak(who) are afraid
🇹🇷 9:56 Hiç şüphesiz onlar, sizden olduklarına dair yemin de ederler. Halbuki sizden değildirler. Fakat onlar öyle bir kavimdirler ki, korkudan ödleri patlıyor.
eğerIfbulsalardıthey could findsığınacak bir yera refugeyahutormağaralarcavesya daorsokulacak bir delika place to enterkoşarlardısurely, they would turnoraya doğruto itve onlarand theyhemenrun wild
🇹🇷 9:57 Eğer sığınacak bir yer veya barınacak mağaralar veyahut girilecek bir delik bulsalardı başlarını diker o tarafa doğru koşarlardı.
ve onlardanAnd among themkimi de(is he) whosana dil uzatırcriticizes youhakkındaconcerningsadakalarthe charitieseğerThen ifkendilerine pay verilsethey are givenonlardanfrom ithoşlanırlarthey are pleasedve eğerbut ifkendilerine pay verilmezsenotonlara verilirthey are givenonlardanfrom ithementhenonlartheykızarlar(are) enraged
🇹🇷 9:58 İçlerinde (topladığın) sadakalar hakkında sana tariz eden (dil uzatan) ler de var. Eğer o sadakalardan kendilerine verilmişse hoşnut olurlar, verilmemişse hemen kızarlar.
ve şayetAnd ifonlar[that] theyrazı olsalardı(were) satisfiedşeye(with) whatkendilerine verdiğineAllah gave themAllah'ınAllah gave themve Elçisininand His Messengerve deselerdiand saidbize yeterSufficient for usAllah(is) Allahyakında bize verecekAllah will give usAllahAllah will give usbol lutfundanofO'nun lütfuHis Bountyve Elçisi deand His Messengerbiz sadeceIndeed, weAllah'atoAllahAllahrağbet ederizturn our hopes
🇹🇷 9:59 Ne olurdu bunlar, Allah ve Resulünün kendilerine verdiğine razı olsalar da "Bize Allah yeter. Allah bize lütuf ve ihsanından yine lutfeder, verir. Bizim bütün rağbetimiz Allah'adır" deselerdi.
şüphesiz ancakOnlysadakalar (zekatlar)the charitiesfakirlere mahsustur(are) for the poorve düşkünlereand the needyve çalışan memurlaraand those who collectonlar üzerindethemve ısındırılacak olanlaraand the ones inclinedkalbleritheir heartsve kölelereand inköleleri (azat etmek)the (freeing of) the necksve borçlularaand for those in debtve yolunaand inyol(the) wayAllah(of) Allahve oğluna (yolcuya)and the wayfarer yol (yolcuya)and the wayfarer bir farz olarakan obligationAllahtanfromAllahAllahve AllahAnd Allahbilendir(is) All-Knowinghüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 9:60 Sadakalar ancak şunlar içindir: Fakirler, yoksullar, o işte çalışan görevliler, müellefei kulûb (kalbleri İslâm'a ısındırılacaklar), köleler, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmışlar. Allah tarafından böyle farz kılındı. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
içlerinden bazılarıAnd among themonlar ki(are) those whoincitirlerhurtPeygamberithe Prophetve derlerand they sayOHe isbir kulaktır(all) earde kiSaykulağıdırAn earhayır(of) goodnesssizin içinfor youinanırhe believesAllah'ain Allahve inanırand believesmü'minlerethe believersve bir rahmettirand (is) a mercykimseler içinto those whoinanan(lar)believesizdenamong youve kimselereAnd those whoincitenlerehurtElçisini(the) MessengerAllah'ın(of) Allahvardırfor thembir azab(is) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 9:61 Yine onların içinde öyleleri vardır ki, Peygamber'i incitiyorlar ve "O her söyleneni dinleyen bir kulaktır." diyorlar. De ki; "Sizin için bir hayır kulağıdır. Allah'a inanır, müminlere inanır, ayrıca sizden iman edenlere de bir rahmettir". Allah'ın Resulünü incitenlere acıklı bir azap vardır.
Mahmoud Khalil Al-Husary