☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ الأنفالمَدَنِيَّة ۝ ٧٥ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

sana sorarlarThey ask youganimetlerdenaboutganimetlerthe spoils of warde kiSayganimetlerThe spoils of warAllah'ındır(are) for Allahve Elçi(si)nindirand the MessengerkorkunSo fearAllah'tanAllahve düzeltinand set righthali;thataranızdaki(which is) between youita'at edinand obeyAllah'aAllahve Elçisineand His Messengereğerifsiz (gerçekten) isenizyou areinananlarbelievers
🇹🇷 8:1 Sana ganimetlerin bölüştürülmesini soruyorlar. De ki, ganimetlerin taksimi Allah'a ve Resulüne aittir. Onun için siz gerçekten mümin kimseler iseniz Allah'tan korkun da biribirinizle aranızı düzeltin. Allah'a ve Resulü'ne itaat edin.
gerçektenOnlyMü'minlerthe believerso kimselerdir ki(are) those whozamanwhenanıldığıis mentionedAllahAllahürperirfeel fearyürekleritheir heartsve zamanand whenokunduğuare recitedkendilerineto themO'nun ayetleriHis Versesartırırthey increase themimanlarını(in) faithveand uponRablerinetheir Lordtevekkül ederlerthey put their trust
🇹🇷 8:2 Gerçek müminler ancak o müminlerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, âyetleri okunduğu zaman imanlarını arttırır. Ve bunlar yalnızca Rablerine tevekkül ederler.
onlar kiThose whokılarlarestablishnamazlarınıthe prayerve verdiğimiz rızıktanand out of whatonları rızıklandırdıkWe have provided them(Allah için) harcarlarthey spend
🇹🇷 8:3 Onlar ki, namazı gereği gibi kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yoluna harcarlar.
işteThose onlardırthey aremü'minlerthe believersgerçek(in) truthonlara vardırFor themdereceler(are) rankskatındawithRablerinintheir Lordve bağışlanmaand forgivenessve rızıkand a provisiontükenmeznoble
🇹🇷 8:4 İşte gerçekten mümin olanlar onlardır. Onlara Rablerinin katında dereceler vardır, bağışlanma ve değerli rızık vardır.
nitekimAsseni çıkardığı zamanbrought you outRabbinyour Lordevindenfromyurdunuzyour homehak uğrunain truthgerçekten dewhile indeedbir kısmıa partymü'minlerdenamongmüminlerthe believersbundan hoşlanmıyorducertainly disliked
🇹🇷 8:5 Nitekim Rabbin seni, hak uğruna savaşmak için evinden çıkarmıştı. Oysa müslümanların bir kısmı o zaman bundan hoşlanmamışlardı.
seninle tartışıyorlardıThey dispute with youdairconcerninghakkathe truthsonraafter whatortaya çıktıktanwas made cleargibias ifsürülüyorlarmışthey were drivenölümetoölüm[the] deathve onlarwhile theygözleri göre göre(were) looking
🇹🇷 8:6 Ve gerçek, gün gibi açığa çıktıktan sonra bile seninle münakaşaya devam etmişlerdi; sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlardı.
o zamanAnd whensize va'dediyordupromised youAllahAllahbirininoneiki topluluktan(of) the two groups muhakkakthat it (would be)sizin olduğunufor you siz de istiyordunuzand you wishedgerçektenthathali(one) other thanşuthatkuvvetsiz olanın(of) the armedolmasınıwould besizinfor youoysa istiyorduBut intendedAllahAllahgerçekleştirmektohaklı çıkarırlarjustifyhakkıthe truthsözleriyleby His wordsve kesmekand cut offardını(the) rootskafirlerin(of) the disbelievers
🇹🇷 8:7 İşte o zaman Allah size iki taifeden (kervan veya kureyş ordusundan) birini vaad ediyordu ki, sizin olacaktı. Siz ise arzu ediyordunuz ki, şanı ve şerefi olmayan şey (kervan) sizin olsun. Halbuki Allah, âyetleriyle hakkı yerine oturtmak ve kâfirlerinarkasını kesmek istiyordu.
ta ki gerçekleştirsinThat He might justifyhakkıthe truthve ortadan kaldırsınand prove falsebatılıthe falsehoodşayeteven ifistemese (bile)disliked (it)suçlularthe criminals
🇹🇷 8:8 Ki, hakkın hak olduğunu tanıtsın ve batılı büsbütün yok etsin, varsın o günahkârlar istemesin.