☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
ve uydularAnd they followedşeyewhatuydurduğurecite(d)şeytanlarınthe devilshakkındaovermülkü(the) kingdomSüleyman'ın(of) Sulaimanküfre girmediAnd notinkâr ettilerdisbelievedSüleymanSulaimanfakat[and] butşeytanlarthe devilsküfre girdilerdisbelievedöğreterekthey teachinsanlarathe peoplesihri[the] magicve şeyiand whatindirilenwas sent downiki meleğetoiki melekthe two angelsBabil'dein BabylonHârûtHarutve Marut (isimli)and Marutonlar öğretmezlerdiAnd notikisi öğretirthey both teachhiç kimseyeanybironedemedikçeunlessikisi de derthey [both] sayşüphesizOnlybizwefitneyiz(are) a trialsakın küfre girmeyinso (do) notinkâr ederlerdisbelievefakat öğreniyorlardıBut they learnbunlardanfrom those twoşeyiwhatayıran[they] causes separationonunlawith itarasınıbetweeneşithe manve karısınınand his spouseve değildirAnd notama onlarthey (could)zarar veriyorat all [be those who] harmonunlawith ithiç kimseyeanybironebaşkaexceptiznindenby permissionAllah'ın(of) Allahonlar öğreniyorlardıAnd they learnşeyiwhatzarar verenharms themdeğiland notyarar vereniprofits themandolsunAnd indeedgayet iyi biliyorlardı kithey knewkimseninthat whoeveronu satın alanbuys ityokturnotonunfor himahiretteinahiretthe Hereafterbir nasibianypayshareve ne kötüdürAnd surely evilşey(is) whatsattıklarıthey soldonunlawith itkendilerinithemselveskeşkeif(bunu) bilselerdi!they werebilmek(to) know
🇹🇷 2:102 Tuttular da Süleyman mülküne dair şeytanların uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler. Halbuki Süleyman inkâr edip kâfir olmadı, lakin o şeytanlar kâfirlik ettiler; insanlara sihir öğretiyorlar ve Bâbil'de Harut ve Marut'a, bu iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi "biz ancak ve ancak sizi denemek için gönderildik, sakın sihir yapıp da kâfir olmayın!" demeden kimseye birşey öğretmezlerdi. İşte bunlardan karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah'ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi. Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda sağlamayacak bir şey öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkiyle bilselerdi, uğruna canlarını sattıkları şey ne çirkin bir şeydi.
ve eğerAnd ifşüphesiz onlar[that] theyiman etseler(had) believedve sakınmış olsalardıand feared (Allah)sevabısurely (the) rewardkatından(of)-denfromAllah'ınAllahdaha hayırlı (olurdu)(would have been) betterkeşkeifidithey werebilseler(to) know
🇹🇷 2:103 Şayet onlar iman edip de korunmuş olsalardı, elbette Allah tarafından verilecek mükafat çok hayırlı olacaktı. Keşke bunu bilselerdi.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believe[d]demeyin(Do) notde kisayRa'ina (bizi gözet yahut: kaba söz)Rainadeyinand sayunzurna (bize bak)Unzurnave dinleyinand listenve kafirler için vardırAnd for the disbelieversbir azab(is) a punishmentacıpainful
🇹🇷 2:104 Ey iman edenler! "râine" demeyin, "unzurna" deyin ve iyi dinleyin, kâfirler için elemli bir azap vardır.
arzu etmezler(Do) notgibilikekimselerthose whoinkar eden(ler)disbelieveehlindenfrominsanlar(the) Peoplekitab(of) the Bookve müşriklerdenand not(Allah'a) ortak koşanlarthose who associate partners (with Allah)indirilmesinithatindirilmesi(there should) be sent downsizeto youhiçbiranyhayırgoodRabbinizdenfromRabbinyour Lordoysa AllahAnd Allahtahsis ederchoosesrahmetinifor His MercykimseyewhomdilediğiHe willsAllahAnd Allahsahibidir(is the) Possessorlutuf(of) [the] Bountybüyük[the] Great
🇹🇷 2:105 Ne Kitap ehlinden, ne de müşriklerden hiçbiri, size Rabbinizden bir hayır indirilsin istemez. Allah ise, üstünlüğü, rahmetiyle dilediğine mahsus kılar ve Allah çok büyük lütuf sahibidir.